Hayatın İçinden Hikayeler ...

Herhangi bir konudaki Makale ve yazılarınızı bizimle paylaşabilirsiniz!....

Hayatın İçinden Hikayeler ...

Mesajgönderen mavera » 29-11-2005 10:29:19

DOLMUŞ...



Bir acelesi olduğunu, onu görür görmez anlamıştım. Sağanak
halinde yağan yağmura aldırış bile etmiyor ve bükülmüş beline rağmen, sağa sola
koşuyordu.

Yanına sokularak:

- Hayrola teyzeciğim!. dedi. Bir derdiniz mi
var?

Sıcak bir tebessümle:

- Buralara yabancıyım evladım!. dedi. Hastane
tarafına giden bir araba arıyorum.

- Biraz beklerseniz, aynı dolmuşa binebiliriz!. dedim.
Oraya geldiğimizde size haber veririm.

Teşekkür ederek yanıma yaklaştı ve küçük bir
çocuk gibi şemsiyemin altına girdi. Nurlu yüzü yağmur damlacıklarıyla ıslanmış ve yanacıkları
pembe pembe olmuştu.

- Torunlarımdan biri menenjit geçirdi, diye devam etti. Ziyaret
saati bitmeden dolaşmak istemiştim.

Saatime baktıktan sonra:

- Yirmi
dakikanız var!. dedim. Hastane yakın ama, bu havada araba bulunmuyor.

Durağa
herkesten önce geldiğimiz için, dolmuşa da rahatça bineceğimizi zannediyordum. Ancak araba
yanaştığında, arkamızda duran kişilerin bir anda hücum ettiğini gördüm.

İçeriye
doluşan ve arkadaş oldukları anlaşılan adamlara:

- İlk önce biz gelmiştik, dedim. Sırayı
bozmaya hakkınız var mı?

Ön koltukta oturanı:

- Hak istiyorsan, Hakkari'ye
gideceksin arkadaşım!. dedi. Hem oradaki haklardan K.D.V. de alınmıyormuş.

Bu laf
üzerine attıkları kahkahalarla bindikleri araba sarsılmış ve sinirlerim allak bullak olmuştu.


Sakinleşmeye çalışarak:

- Ben biraz daha bekleyebilirim!. dedim. Ama şu yaşlı
teyzenin hastaneye yetişmesi gerekiyor.

Şoför lafa karışıp:

- Teyzenin
arabaya falan ihtiyacı yok be kardeşim!. dedi. Okuyup üfledi mi, oraya uçuverir.


Tekrar kopan kahkahalarla birlikte araba uzaklaştı. Yaşlı kadına baktım, öylece
susuyordu.

Daha sonraki dolmuş, biraz geç geldi. Arka koltuğa yan yana oturduk.
Yaşlı kadın, yapacağı ziyaretten ümitsiz görünmesine rağmen şikayet etmiyordu. Üstelik de yol
çok kalabalıktı.

Şoför meraklanarak:

- Bu vakitte yol tıkanmazdı!. dedi.
Sebebini anlasam iyi olacak.

Arabayı çalışır vaziyette bırakıp ileriye doğru yürüdü ve
biraz sonra dönerek:

- Kısmete bak yahu!. diye söylendi. Bizden önce kalkan dolmuşa
kamyon çarpmış.

Heyecanla:

- Bir şey olmuş mu? dedim. Yaralı falan var
mı?

- Herhalde varmış!. dedi. Şoför dahil beş kişiyi, teyzenin gideceği hastaneye
kaldırmışlar.

Göz ucuyla yaşlı kadına baktım.

Solgun dudaklarıyla bir şeyler
mırıldanıyor ve sanki onlar için dualar ediyordu.

Şoför, şaşkınlık içinde:


- Kısmet işte!. diye tekrarlıyordu. Koca bir
kamyon gelip sana çarpsın. Hem de Hakkari'den gelen bir
kamyon...


Cüneyt
suavi





MAVERA...
Kullanıcı avatarı
mavera
 
Mesajlar: 46
Kayıt: 23-11-2005 01:00:00

Serbest Yazılar....

Mesajgönderen YALIN » 08-02-2006 10:18:40

DEĞERLİ ARKADAŞLAR BENİM ÇOK BEĞENDİĞİM BİR HİKAYE VAR VE BUNU
SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTİYORUM UMARIM BEĞENİRSİNİZ.....


CAN İLE CANAN
SEVİYORLARDI BİRBİRLERİNİ
ARKADAŞÇA, FAKAT YILLAR SONRA DÖNÜŞTÜ BU SEVGİ AŞKA CANAN
SEVİYORDU CAN 'I ÇILGINCA SEVEMEZDİ BAŞKASINI ÖMÜR BOYUNCA CAN,
LİSEYE BAŞLAYINCA KAPILDI BAŞKA KIZA.
YILLAR GEÇTİ ARADAN ,
BEKLEMEKTEN USANDI CANAN EVLENECEK ÇAĞA GELDİĞİ AN HAYALLER
KURDU ZAMAN ZAMAN.EVLENECEKMİŞ DEDİLER CAN KIZ İSTEMEYE
GİDECEKMİŞ.KENDİSİ SANMIŞ CANAN, SABAH OLUNCA OTURMUŞ PENCEREYE
;GELDİ GELECEKLER DİYE FAKAT O DA NE? GELDİ GEÇİYORLAR
BİLE.HIÇKIRIKLARLA DOLDU BOŞ BİR ODA.GELECEĞE SİTEM EDİYORDU.OGENCECİK
VÜCUDU GÜN GEÇTİKÇE ERİYORDU.KOMŞULAR ACIYORDU ONUN BU HALİNE,
YALNIZ ONLAR DEĞİL; GÖKTEKİ MELEKLER BİLE.
YETSİN ARTIK, BİTSİN BU ÇİLE
DÖNECEKSE DÖNSÜN GERİYE DUALAR ARTIK FAYDA ETMEDİ,CAN GERİYE
DÖNMEDİ.CANAN' DAN NİKAH ŞAHİTLİĞİ İSTENDİ CANAN İSTER İSTEMEZ "EVET"
DEDİ.NİKAH GÜNÜ GELDİ ÇATTI.TAKIMLAR İÇİNDE CAN BİR HARİKAYDI CANAN
UMUTLUYDU HALA, ELLERİ SEMADAN AYRILMIYORDU ALLAH'TAN BİR MUCİZE
BEKLİYORDU.BEYAZ GELİNLİĞİ BEN GİYECEĞİM DİYORDU.
SAATLER OLDU
12:50 DAMAT İLE GELİN İÇERİ GİRDİ ALKIŞLAR TÜM SALONU İNLETTİ.SIRA
GELMİŞTİ KIZDAN SONRA CAN'A,CANAN BAKIYORDU CAN'IN DUDAKLARINDAN
ÇIKACAK SON CEVABA CAN;"EVET" DİYEREK TÜM SALONU İNLETTİ.CANAN'IN
BÜTÜN UMUTLARI BİR ANDA TÜKENDİ.DEFTER NİKAH ŞAHİTLERDİNDE İKEN
CANAN DEFTERE BÜYÜK BİR NOKTA KOYDU.YENİ ÇİFTLER ÇIKTILAR KOŞA KOŞA
BİRAZ DOLAŞACAKLARDI ARABAYLA KİMSE KALMADI O KOSKOCA ODADA, BİR
CANAN VARDI CAMIN KENARINDA, BAKIYORDU BOYNU BÜKÜK ONLARA SON
GÜCÜYLE ORADAN ÇIKTI DIŞARI, GÖZYAŞLARI SÜZÜLÜYORDU YANAKLARINDA
ÇILGINCA KOŞUYORDU BİLMEDEN.BİR FREN SESİ DUYULDU CADDEDEN BİR
ÇIĞLIK YÜKSELDİ ANİDEN; CANAN YATIYORDU KENDİNİ BİLMEDEN.GÜNEŞ
DOĞMADAN DUYULDU BİR EZAN SESİ DEDİLER;CANAN ÖLMÜŞ BIRAKMIŞ BİZİ.CAN
BU İŞE PEK ALDIRAMAMIŞ GİBİYDİ.ARADAN YILLAR GEÇTİ KAVGALAR BAŞLADI
ZAMAN ZAMAN, CAN'IN BİR KIZI OLMUŞTU.TIPKI CANAN'A BENZİYORDU.CAN
ÇOCUĞA BAKTI O AN,İÇİNDE BİR KIPIRTI BAŞLAMIŞTI.ANLADI CANAN'I SEVDİĞİNİ
FAKAT İŞ İŞTEN GEÇMİŞTİ.KIZI BÜYÜYÜP SERPİLMİŞTİ, SANKİ CANA'IN İKİZİ
ORTAYA ÇIKMIŞTI.
ALLAH'IN CAN'A VERDİĞİ GAZABIYDI BU.

NE
DERSİNİZ ARKADAŞLAR ZALİMİN ZULMÜ VARSA SEVENİN DE ALLAH'I VAR......

SEVGİLERİMLE........
Kullanıcı avatarı
YALIN
 
Mesajlar: 63
Kayıt: 01-02-2006 01:00:00

Mesajgönderen yesillili » 21-03-2006 19:30:06

ziver yazdı::oops: :oops:
Delikanlı, yeni taşındığı apartmanın zemin kat
penceresinde gördüğü çocukla kısa bir sohbet etmiş, onun annesiyle birlikte yaşadığını ve
Almanya’da çalıştığı söylenen babasının, bir gün mutlaka döneceğini öğrenmişti.
Yaklaşan bayram nedeniyle çocuğa bir hediye vermek istediğinde, ona hangi tür
ayakkabılardan hoşlandığını sordu.
Küçük çocuk, gözlerini uzaklara çevirip:
- Uçan
ayakkabılardan isterim!. Dedi. Dilediğim yerlere uçmalıyım onlarla.
Delikanlı, bu tür
ayakkabıların sadece filmlerde olduğunu söylemesine rağmen, onu bu fikrinden döndüremedi.
Ve bayram günü geldiğinde, bir çift ayakkabı alıp onu görmeye gitti.
Küçük çocuk, kapıyı
büyük bir heyecanla açarak misafirini karşıladı ve tekerlekli iskemle üzerindeki felçli vücudunu
dik tutmaya çalışıp:
- Uçan ayakkabılardan istediğim için özür dilerim! dedi. Ama babama,
başka türlü kavuşmam mümkün değil ki!
:idea: :idea:
Kullanıcı avatarı
yesillili
Admin
Admin
 
Mesajlar: 864
Kayıt: 04-09-2005 00:00:00

Mesajgönderen mevlut » 21-03-2006 22:52:13

avusturyanın bir
hastanesinde her cuma günü 101 nolu odada yatan her hasta ölüyormuş bu ilgnç durumu
araştırmışlar yetkili kişilerin yoğun araştırmaları epey çaba vermemiş hatta emniyet yetkililerin
yanısıra bilim adamları bu esrarlı olayı çözememiş son çare olarak odaya yerleştirilen gizli kamera
sonucu olay sonuçlanmıştır
sorun alınnan kamera kayd larından belli olmuş her cuma
temizlikçi kadın odaya uğrar ve süpürge makinası çalıştırmak için fişi elektrike takmak için
oksijen fişini çıkarır ve yerine süpürgenin fişini takarmış işte çıkardığında oksijenden hava
alamayan hastalarda yaşama veda edmiş oluyordu
ihmal ve komik trajedi..... yaşanmış
hayat hikayesidir :idea: :idea:
Kullanıcı avatarı
mevlut
 
Mesajlar: 38
Kayıt: 04-12-2005 01:00:00

Mesajgönderen nefisperest » 28-03-2006 15:51:02

Nebraska'da yasli bir
adam yasardi.
Patates ekini için bahçeyi sürmesi gerekiyordu. Fakat,bu çok zor bir isti.

Tek oglu olan David ona
yardim edebilirdi ama o da hapisteydi.
Yasli adam ogluna
bir mektup yazdi ve durumunu izah etti:
Sevgili David, Patates bahçemi

belleyemeyecegimden kendimi çok kötü
hissediyorum. Bahçeyi kazmak için oldukça

yaslanmis sayilirim. Burada olsan bütün derdim
bitecekti.Biliyorum ki, sen bahçeyi
benim için
hallederdin. Sevgiler Baban...

Yasli adam, bir kaç gün sonra oglundan
bir mektupaldi.
Babacigim, Allah askina bahçeyi kazma, ben
oraya cesetleri
gömmüstüm.
Sevgiler David...

Ertesi gün sabaha karsi 4'te, FBI ve yerel polis

çikageldi. Tüm sahayi kazdilar. Ama hiçbir cesede
rastlamadilar. Yasli adamdan özür
dileyerek gittiler.
Ayni gün yasli adam oglundan bir mektup daha aldi.

Babacigim,

Simdi patatesleri ekebilirsin. Bu sartlarda
yapabilecegimin en iyisini yaptim. Sevgiler
David...
Kullanıcı avatarı
nefisperest
 
Mesajlar: 17
Kayıt: 02-10-2005 00:00:00

Mesajgönderen ziver » 05-04-2006 15:17:39

SON DAKİKA
05.04.2006 ÇARŞAMBA

Şehit olmadan 3 ay önce mezar yerini
ayırtmış

Şırnak'ta çıkan çatışmada şehit olan Jandarma Komando Onbaşı Mükremin
Başaran'ın, 3 ay önce izne geldiği memleketi Ankara'nın Haymana ilçesindeki ailesine, ''Her
an şehit olabilirim'' diyerek dedesinin yanından kendisine mezar yeri ayırttığı
öğrenildi.

Şırnak'ın Gabar Dağı bölgesinde güvenlik güçleriyle terör örgütü PKK üyeleri
arasında çıkan çatışmada, Şırnak Jandarma Komando Tugayı'nda vatani görevini yapan
Jandarma Komando Onbaşı Mükremin Başaran'ın şehit olduğu haberi, ailesini yasa
boğdu.

Haymana'nın Oyaca beldesinde yaşayan Vedat ve Meryem Başaran'ın tek
çocuğu olan Mükremin Başaran'ın, tezkeresine 4 ay kala şehit olduğu öğrenildi. Çitçilikle
uğraşan baba Vedat Başaran, oğlunun şehit olacağı haberini önceden beklediklerini
söyledi.

Oğlunun 3 ay önce izne geldiğini belirten baba Vedat Başaran, şöyle
konuştu:

''Oğlum 3 ay önce izne geldiğinde, belde mezarlığında kendisiyle aynı adı
taşıyan dedesinin mezarını ziyaret etti. Ziyaretin ardından bize 'Baba dedemin mezarının
yanında benim de mezarımı kazın, her an şehit olabilirim' dedi. Biz de oğlumun bu sözleri
üzerine dedesinin yanında mezarını kazdık. Ve her telefonda oğlumun şehit olacağı haberini
bekliyorduk. Demek ki bugüne kısmetmiş. Mükremin, dünyada tutunduğum tek evladımdı.
Acısını yüreğime gömmekten başka çarem yok. Vatan sağ olsun...''

Acılı anne Meryem
Başaran ise 'şehit annesi' olmaktan her zaman gurur duyacağını belirterek, ''En son bir hafta
önce oğlumla telefonda konuşmuştuk. Durumunun iyi olduğunu söylemişti. Bugün de şehit
olduğu haberini aldık. Acılıyız...'' dedi.

[14:34:00]

05.04.2006
Cihan


:cry: :cry: :cry: :cry: :cry: :cry:
Kullanıcı avatarı
ziver
 
Mesajlar: 216
Kayıt: 18-09-2005 00:00:00
Konum: istanbul

Mesajgönderen mevlut » 15-04-2006 09:58:47

:lol: :lol: Öyle bir
Öykü...

Zamanın " iyi ve üretken olarak kullanımı" konusunda düzenlenen kursta
öğretmen: "Hadi, küçük bir sınav yapalım" demiş. Ve masanın üzerine kocaman bir kavanoz
koymuş. Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun
içine yerleştirmiş. Kavanozda taş parçası için yer kalmayınca sormuş: " Kavanoz doldu mu?"
Sınıftaki herkes, "evet doldu" yanıtını vermiş.

"Demek doldu ha!.." demiş hoca. Hemen
eğilip bir kova küçük çakıl taşı çıkarmış, kavanozun tepesine dökmüş, kavanozu eline alıp
sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmiş... Yeniden sormuş öğrencilere:
"Kavanoz doldu mu?" İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler, "Hayır, tam
da dolmuş sayılmaz" demişler.

"Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından
bu kez de bir kova dolusu kum çıkarmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki
bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş. Ve sormuş yeniden: "Kavanoz doldu mu?"


"Hayır dolmadı" diye bağırmış öğrenciler. Yine "Aferin" demiş hoca.Bir sürahi su çıkarıp
kavanozun içine dökmeye başlamış.

Sormuş: " Bu gördüklerinizden nasıl bir ders
çıkardınız?" Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış: "Şu dersi çıkardık. Günlük iş programınız ne
kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz."

"Hayır" demiş
öğretmen. "Çıkarılması gereken asıl ders şu: Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza
koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız." Ve tabi herkesin kendi kendisine sorması
gereken şu soruyu sormuş: "Hayatınızdaki büyük taş parçaları hangileri? Onları ilk olarak
kavanoza koyuyor musunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları
dışarıda mı bırakıyorsunuz?"

:idea: :idea:
Kullanıcı avatarı
mevlut
 
Mesajlar: 38
Kayıt: 04-12-2005 01:00:00

İbretlik Hikayeler...

Mesajgönderen zeyni_demir » 20-09-2006 14:17:57

TUZLU KAHVE
Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o
kadar
delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu
dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul
etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin
çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...

“Ben artık
gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.

“Bana biraz tuz getirir
misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”

Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya
baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye
başladı.

Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı:
“Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.

Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok
sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem,
çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala
o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”

Bunları
söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu
kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı.
Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya

başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi...

O da ailesini anlattı. Çok şirin
bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel
başlangıcı olmuştu tabii...
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi,
prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman
kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
Onun böyle sevdiğini
biliyordu çünkü...

40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye

bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem.
Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana
hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.

İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor
musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve
herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın
bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca
düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için
hiçbir sebep yok...

İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir
tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık
duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu
kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden

tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha
tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”

Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam
ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..


Gözleri nemlendi kadının...
Çok tatlı!.. dedi...
Kullanıcı avatarı
zeyni_demir
 
Mesajlar: 9
Kayıt: 01-01-1970 03:00:00
Konum: mardin

slm

Mesajgönderen zeyni_demir » 20-09-2006 14:21:17

sevgili forum üyeleri
sizin için değerli sizin hisettiklerinizi dile getirdiğine inandıgınız veya hoşunusa giden
hikayelerimizi burda yayınlıyalamanz için bu bölümü açtım umarım herkes kendince bir katkıda
bulunur ve duyulmamış hikayeleri birbirimize aktarmamızda bize yardımcı olur...

ilgilenen
arkadaşlara şimdiden çok tşk. ederim ....
Kullanıcı avatarı
zeyni_demir
 
Mesajlar: 9
Kayıt: 01-01-1970 03:00:00
Konum: mardin

sedef çiçeği

Mesajgönderen zeyni_demir » 20-09-2006 16:02:18

SEDEF
ÇİÇEĞİ

Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler
acısıydı.
Adam inatçı bakışlarla suskun, Nine'nin ağlamaktan iyice
çukurlaşmış gözleri
ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu
etrafını...Ve Hakimin tokmak sesiyle sustu
uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına verdi,hakim...
"Anlat teyze neden
boşanmak istiyorsun...?"
Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş
örtüsüyle
ağzını aralayıp,kısılmış sesiyle konuşmaya başladı...
"Bu herif yetti
gari, 50 yıldır bezdirdi hayattan..."
Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme
salonunda...
Sessizlik bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla
bozuldu,kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından...
Çok sayıda
gazeteci izliyordu davayı, kadın neler
diyecekti..Herkes onu dinliyordu.. Yaşlı kadının gözleri
doldu...
Ve devam etti...
"Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim...O
bilmez...50
yıl önceydi.. O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım
bir
yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm..Yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim...Bir süre sonra
çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım... Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla
suluysam onu diye...İyi gelirmiş dedilerdi...50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu
çiçeği ben sulayım demedi... Taki geçen geceye kadar...
o gece takatim
kesilmiş..uyuyakalmışım...
ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim...
Hayatımı,umudumu her
şeyimi verdim...Ondan hiçbir şey göremedim..Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden
birisini yapmasını
bekledim.... Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."
Hakim, yaşlı
adama dönerek ;
"Diyeceğin bir şey var mı baba" dedi.
Yaşlı adam
bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar
suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz
ifadesiyle hakime yöneldi.
"Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçevan olarak
yaptım, o
bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim... Fadimemi de
orada tanıdım...Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim...
O çiçeklerle
doludur bahçesi...Kokusuna taptığım perişan eder
yüreğimi...İlk Evlendiğimiz günlerin
birinde boyun ağrısından onu hekime
götürdüm...
Hekim çok uzun süre uyanmadan
yatarsa boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi..Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin
dedi... Hekimi pek dinlemedi, bizim hatun...lafım gedmedi... O günlerde tesadüf bu çiçek
kurudu...Ben ona gece sularsan geçer dedim..Adak dilettim...Her gece onu uyandırdım. Ve
onu seyrettim... O sevdiğim kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim...Her gece o
çiçek ben oldum...Sanki...
Ona bu yüzden tapabilirdim..."
dedi adam o yaştaki bir
adamdan beklenmeyecek ifadelerle...
"Her gece O yattıktan sonra uyandım...
Saksıdaki suyu
boşalttım...
Sedef gece sulanmayı sevmez, hakim bey..Geçen gece
de... Yaşlılık.. Ben de uyanamadım.. Uyandıramadım...Çiçek susuz kalırdı amma , kadınımın
boynu yine azabilirdi... Suçlandım..Sesimi çıkartamadım..."
O an Mahkeme
salonunda her şey sustu
Kullanıcı avatarı
zeyni_demir
 
Mesajlar: 9
Kayıt: 01-01-1970 03:00:00
Konum: mardin

cd'ci kız

Mesajgönderen zeyni_demir » 22-09-2006 08:50:39

CD 'Cİ KIZ
Daha henüz 18 yaşındaydı, ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmıştı. Kahır içinde eve kapamıştı kendini ... Sokağa çıkmıyordu. Annesi.. Bir de kendisi.. O kadardı bütün hayatı..Bir gün fena halde sıkıldı, dayanamadı, attı kendini sokağa..Bir yığın vitrinin önünden geçti.. Tam bir CD satan dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu. Geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. Kendi yaşlarında harika bir genç kızdı tezgahtar..Hani ilk bakışta aşk derler ya, öyle takılıp kalmıştı işte.. İçeri girdi.. Kız gülümseyerek koştu ona.. "Size nasıl yardım edebilirim" diye.. Nasıl bir gülümsemeydi o.. Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı..Kekeledi, geveledi, sonra "Evet" diyebildi.. Rastgele bir plağı işaret ederek.. "Evet.. Şu CD'yi bana sarar mısınız?.."Kız CD'yi aldı, içeri gitti. Az sonra paket edilmiş geri geldi.Aldı paketi, çıktı dükkandan, evine döndü, açmadan dolabına attı..Ertesi sabah gene gitti ayni dükkana.. Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba, gene açmadan.. Günler hep alınıp sardırılan CD'lerle geçti.. Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda.. Annesi "Git konuş oğlum, ne var bunda" dedi..Ertesi sabah bütün cesaretini topladı. Erkenden dükkana gitti. Bir CD seçti. Kız gülerek aldı plağı. Arkaya gitti, paketlemeye. Kız içerdeyken bir kağıda "Sizinle bir gece çıkabilir miyiz" diye yazdı, altına telefon numarasını ekledi, notu kasanın yanına koydu gizlice.. Sonra paketini alıp kaçtı gene dükkandan..İki gün sonra evin telefonu çaldı.. Anne açtı telefonu.. CD Dükkanındaki tezgahtar kızdı arayan.. Delikanlıyı istedi.. Notunu yeni bulmuştu da..Anne ağlıyordu.."Duymadınız mı" dedi.. "Dün kaybettik oğlumu.."Cenazeden birkaç gün sonra, anne oğlunun odasına girebildi sonunda.. Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı.. Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü..Paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı..İçinde bir CD vardı, bir de minik not.."Merhaba.. Sizi öyle tatlı buldum ki.. Daha yakından tanımak istiyorum.. Bir akşam birlikte çıkalım mı.. Sevgiler.. Jacelyn!."Anne bir paketi daha açtı..Onda da bir CD ve bir not vardı.."Siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artık.. Sevgiler.. Jacelyn!.."
Kullanıcı avatarı
zeyni_demir
 
Mesajlar: 9
Kayıt: 01-01-1970 03:00:00
Konum: mardin

Mesajgönderen ziver » 15-10-2006 23:22:50

nede olsa hayatın ve bu dünyanın vazgeçilmez kanunlarındandı fakirlik ve zenginlik
evet sağlık sıhat nimet evlat mal mülk bunlar rabimizin kularına bir lutfudur daha öncede dedikya o diledğine az dilediğinede çok verir dilerse o ki bir fasığı aziz kılar dilerse insanların hayranlıkla gıbta ile baktığı kulunuda rezili rüsvan eder o bunları yapmaya tek ve muktedirdir o bir şeye ol derse hemnen olu verir onda engel olmaz
.............
caminin avlusu uzun vakit orta saatler hava azdan çok bulanık avlunun içinde sallanan ağaç dalları insanı adedta insanı tefeküre sevkeder
ezan sesleriyle çınlayan minare kularını secde etmeye camiye çağırır her daim gidenler gelenler
ha dostlarım gidenler gelenler demişken hayat ne tuaf ve tasadüflerle dolu değilmi kim derdiki temizlenmek ve yıkanmak için evinden çıkıp bir sauna ve banyo niyetiyle hamama uğrayan adamın uğrarken yoldan onu bekleyen kapıda ambulans ve sirenleri çalan bir devriye polis arabası
anlaşılıp soru cevab bulunca adamcaz sıcağa dayanamamış ve oracıkta hamamda yığılı vermiş ecele kemale ermiş hak şahid olmuş ve emenetini oracıkta alıvermiş bizlerinde hangi kuytu köşede ve nerde gideceğimiz hiç belli değil
...
camii namaza abdeste yolu düşen düşene ha birde dostlar ramazan deyip geçmeyin hayır hasanet ayıdır diye zekat sadaka isteyenler kapıda yığıldıkça yığılır
kadını erkeği yaşlısı topalı hastası dulu
işte onlardan biri...
tık tık ve son derece aciz adımlarla camii yolunu bulmuş aciz vucudu onu zor vardırmıştı camii kapısına bu adam bakıldığında elli (50) yaşlarında eli bastonlu saçlar dökük kafa çatlak boy yarım yamalak omuzla sırt sanırsınki birbirine girmiş kambur toplandıkça toplanmış zavallı adamın sırtına
belden aşağı kemersiz ve iple birleştirilmiş yamalı pantolonu
ayaklar ufalmış belliki hastalık dert sıkıntı hep birden rast gelmiş
ayaklar dahi ufalmış ayakabı lastik ( köylü kardeşlerimizn tarlada çalışırken giydikleri lastik çarık) ayakkabı ayağından çıkmasın diye iple sıkı sıkı bağlayıp o zayıf ve nacar dermen kalmamış bacağına dolayı vermişti
zannerdesem bu istanbulun alaşıla gelmiş nacar numarası yapıp insanları
dolandıran duygu sömürüsü yapan dilencilerden farkı vardı
belliki çaresiz ve acınacak durumdaydı sırtında anadolu insanını temsil eden bir halk oyun yeleği veyahut tabir caiz ise artık sadce folklor ekiplerinin halay çekerken temsili giydiği bir giysiydi zanndersem buda yırtıldı yırtılacak ve bir okadar eskimiş
son derece cami avlusuna ve zor adımlarla ilerledi o ilerldeikçe bastonu tık tık ses çıkartıyordu
tıpkı zamandan bir an daha atlamışcasına
bakılınca bu adama
zannedersem peygamber efenidmizin buyurdukları gibi şükür meselesinden yola çıkılarak sizden imkanca daha üstte olanlara bakımayın her daim sizden imkanca zayıf ve yoksul durumda olanlara bakıp kendinzi ona göre mukayase edniz
göreceksinz ki şükredilecek durumdasınz sizden imkanca üsttekilere aldırş edip bakmayınki içinizde haset ve gıpta olmasın
rabbim örneğini vermiş olduğumuz bu tür insanlara yardımcı olsun ve bizleride bu gibi durumlara düşmekten korusun rabbimiz bizlere sefalat ve muhtaçlık göstermesin sağlık ve selametli günler için
hepimizin duası makbul ola
hepinize hayırlı ramaznlar ( memnuniyetini ifade aden suskun 47 ( maruf) kardeşimize selamlar allah razı olsun bir başka yazımızda buluşmak dileğiyle selamlar )
Kullanıcı avatarı
ziver
 
Mesajlar: 216
Kayıt: 18-09-2005 00:00:00
Konum: istanbul

Mesajgönderen metin » 16-10-2006 19:00:41

İLGİNÇ ÖLÜMLER

Yaşamak kadar gerçek olan ölüm, kabullenilmesi zor bir durum. Ölüm, sadece trafik veya uçak kazalarıyla gelmiyor. Çok küçük işler gibi görünen birçok olay da can kaybına neden olabiliyor. Kişinin karşısına nerede ve nasıl çıkacağı belli olmayan ölüm, bazen ilginç vesilelerle geliyor.

İşte en ilginç ölümler:

- Buenos Aires'te karısına sinirlenip onu öldürmeye karar veren adam, otelin 23. katındaki odalardan karısını aşağıya atar. Kadın elektrik tellerine takılır. İşini sağlama almak isteyen adam, karısının peşinden atlar. Tellere tutunamaz, yere çakılır.

- Mısırlı çiftçi, Nil Nehri'ne düşen tavuğunu kurtarmak için suya atlar. Ancak girdaba yakalanır. Kıyıya dönemeyince, bağırarak yardım ister. Bu kez oğlu atlar suya. O da girdaba kapılır. Beraberce yardım isterler. Derken adamın kızı, karısı da aynı kaderi paylaşır. Sonunda tavuk kurtulur ama ardında 6 ölü bırakır.

- Iraklı terörist Khay Rahnajet, içinde bomba olan paketi postayla suikast adresine göndermeye kalkar. Ancak yeterli sayıda pul yapıştıramadığı için, paket ev adresine geri gönderilir. İçinde bomba olduğunu unutan acemi terörist paketi açar ve sonrası malum.

- Astronot biliminde çığır açan Danimarkalı bilim adamı Tycho Brahe, vaktinde tuvalete giremediği için öldü. 16. yüzyılda yemek bitmeden sofradan ayrılmak hakaret sayılırdı. O gece, şölene gelmeden önce tuvalete girmeyi unutmuştu. Yemekte içkiyi fazla kaçıran Brahe, izin isteyemeyecek kadar nazikti. İdrar kesesi patlayan bilim adamı, 11 gün acı çektikten sonra öldü.

- Güney Afrika'nın Cape Town Şehri'ndeki bir hastanede gizemli olaylar oluyordu. Üstelik ölümlerin hepsi, cuma günleri 311 numaralı yoğun bakım odasında gerçekleşiyordu. Hemşireler ve doktorlar buna bir çözüm bulamayınca, devreye polis girdi. Araştırmalar sonuç vermedi. Sır ölümlere uzun süre açıklama getirilemedi. Uzmanlar, odanın havasını bakteriyolojik olarak kontrol ettiler. Sonuç sıfırdı. Bu arada ölümler devam etti. Sonunda oda sürekli olarak gözetim altına alındı ve neden ortaya çıktı. Cuma sabahları saat 06.00'da odaları temizleyen görevli, hastanın başındaki solunum cihazının fişini çekerek elektrik süpürgesinin fişini takıyordu.

- Marco ve Roberto adlı iki kardeş, hiç geçinemiyorlardı. Roberto'nun sık sık kendisiyle dalga geçmesine dayanamayan Marco, kardeşini öldürdü ama onun ölümünden 5 dakika sonra kendisi de öldü. Çünkü Marco ile Roberto, aynı donanım sistemini paylaşan ikizlerdi. Roberto ölünce, Marco'nun da kan dolaşımı durmuştu.

- ABD'nin Alabama Eyaleti'nde 25 yaşındaki bir asker tükürme alışkanlığının kurbanı oldu. Pencere kenarında oturarak tükürüğünü sokak lambasına isabet ettirmeye çalışan bir asker, dengesini kaybedip 11. kattan düşerek hayatını kaybetti.

- 1995 yılında Coca Cola makinesinden bedava soda almaya çalışan bir adam, aniden fırlayan kola kutusu yüzünden hayatını kaybetti.

- Jake Fen isimli Macar adam, eşini korkutmak için kendisini asmış pozu verdi. Eve gelen eş, kocasını o halde görünce bayıldı. Kapıyı açık gören komşu kadın içeriye girince, iki cesetle karşılaştığını sanıp evi soydu. Topladıkları ile çıkarken, Jake kadına bir tekme attı. Cesedin canlandığını sanan kadın, korkudan öldü.

- New York'ta caddede bir adama araç hafifçe çarptı. Adama bir şey olmamıştı. Şoförle konuştu ve kalkacakken olayı gören biri yanına gelerek, kalkmazsa sigortadan para alabileceğini söyleyince yeniden aracın önüne yattı. Araç sürücüsü ise adamın gittiğini düşünerek gaza bastı ve adam öldü.

- Bayan Carson, Amerika'nın New York Kenti'nde yaşıyordu. Bir gün eğlenmek için cenaze işleri yapan bir şirketle anlaştı. Şirket eve telefon etti ve bayan Carson'un kalp krizi geçirip öldüğünü söyledi. Aile hemen koştu. Bu sırada tabutun içinde yatan bayan Carson, birden doğruluverdi. Ama kızı o anda kalp krizi geçirip öldü.

- Romollo Ribaldo, işsizdi. Pisa Kenti'nde oturan 42 yaşındaki bu İtalyan, bir gün tabanca ile intihar etmeye hazırlandı. Eşi onu engellemek için dil döktü. Sonunda Romolo, ağlamaya başladı ve intihardan vazgeçip silahını yere fırlattı. Ateş alan tabancadan çıkan mermi eşine isabet etti ve eşi öldü.

- Sibirya'nın köylerinden birinde cenaze mezarlığa götürülüyormuş. Mısır tarlasının ortasında, tabut köylülerin ellerinden düşüvermiş. Tabutun içindeki ceset düşüp dereye yuvarlanmış. Akıntı, cesedi dinamitle avlanan balıkçıların yanına sürüklemiş. Balıkçılar "Acaba adamı dinamitle biz mi öldürdük?" diye endişeye kapılarak, cesedi askeri kışlanın tellerine bırakmışlar. Nöbetçi er, bölgeye birinin yaklaştığını düşünerek cesedi yaylım ateşine tutmuş. Hemen ambulans çağrılmış. Delik deşik olan ceset, hastaneye kaldırılmış. Operasyon 6 saat sürmüş. Ameliyattan çıkan doktor, alnından akan terleri silmiş ve "Çok zor oldu ama galiba yaşayacak" demiş

- 1983'te mağazada hırsızlık yaparken yakalanan San Diegolu bir kadın, polislere 'eğer onu bırakmazlarsa' morarana kadar nefesini tutacağını söyledi. Polisler kadını bırakmadılar, o da gerçekten ölünceye kadar nefesini tuttu.

- Bir fil bakıcısı filin temizliği ile ilgilenirken filin posasının altında kalıp can vermiş.

- Bir lunaparkın 2 kafadar gece bekçisi, park kapandıktan sonra dönen salıncaklara binmeye karar vermişler. Yönetici kabinine girmişler, aleti çalıştırmışlar. Makinenin ısınması için 1 dakika kadar süre gerekiyor tabii. Salıncaklara bir güzel kurulmuşlar. 1 dakikalık süre geçmiş, alet çalışmaya başlamış. Ama 2 kafadar, seans süresini ayarlamayı unutunca bütün gece kusarak ölmüş.
Kullanıcı avatarı
metin
 
Mesajlar: 16
Kayıt: 28-09-2005 00:00:00
Konum: MARDİN

Re: Hayatın İçinden Hikayeler ...

Mesajgönderen arfmaruf » 30-08-2011 19:46:02

SEVİYORUM ALLAHIM !

İnanç Tarihi dersimin öğrencilerinden biriydi Tommy. Uzun saçlı, değişik bir gençti. Sınıfta benimle en çok tartışan öğrenci oydu. Tanrı'ya kayıtsız şartsız inanmayı kabullenmiyordu. Mezun olurken bana imalı, imalı;
-"Günün birinde Tanrı'yı bulacağıma inanıyor musun hocam? " dedi.
-"Hayır" dedim, yavaşça.
-"Yaaa" dedi. "Oysa senin, bu derste Tanrı'yı pazarladığını sanıyordum hocam..." Kapıdan çıkıp gitmek üzereyken arkasından bağırdım:
-"Tanrı'yı bulabileceğini düşünmüyorum. Ama o seni mutlak bulacak bir gün, eminim." Tommy, omzunu silkip yürüdü... Mezuniyetten sonra izini kaybetmiştim ki, acı haberi kendisi getirdi bana...Ölümcül kansere yakalanmıştı. Odama girdiğinde; zayıflamış, çökmüştü... Kemoterapi, o uzun saçlarını dökmüştü... Ama gözleri halâ pırıl pırıldı...
-"Birkaç haftalık ömrüm kalmış hocam" dedi.
-"Sana bir şey sorabilir miyim?" dedim.
-"Tabii" dedi, "Ne öğrenmek istiyorsun?"
-"Sadece 24 yaşında olmak ve ölmekte olduğunu bilmek nasıl bir şey?"
-"Daha kötüsü olabilirdi... 50 yaşında olmak, kafayı çekmek, kadınlarla beraber olmak ve müthiş paralar kazanmayı, yaşamak, sanmak gibi..."
Sonra niye geldiğini anlattı... "Okulun son günü sana Tanrı'yı bulup bulamayacağımı sormuş; "hayır" yanıtını alınca şaşırmıştım. Sonra, "ama o seni bulur" dedin... İşte bunu çok düşündüm. Doktorlar ciğerimden parça alıp kötü huylu olduğunu söylediklerinde; Tanrı'yı aramayı ciddiye aldım birden... Habis ur, diğer hayati organlarıma yayılmaya başlayınca, sabahlara kadar dualar etmeye başladım... Hiç bir şey olmadı. Bir sabah uyandığımda; ilahi bir mesaj alma yolundaki umutsuz çabalarımdan vazgeçiverdim aniden.
Ömrümün geri kalan vaktini; Tanrı, ölümden sonra hayat falan gibi şeylerle geçirmeyecektim. Daha önemli şeyler yapma kararı aldım. O zaman gene seni düşündüm... "En büyük mutsuzluk, sevgisiz bir hayat sürmektir, bundan daha kötüsü de bu dünyadan, sevdiklerine "Seni seviyorum" diyemeden gitmektir" demiştin...
Son günlerimi bu eksiği gidermekle harcayacaktım işte...
En zorundan başladım... Babamdan..." Oğlu yanına geldiğinde; babası, gazete okuyormuş.
-"Baba, seninle konuşmam lazım" demiş Tommy.
-"Peki, konuş oğlum"
-"Yani, çok önemli bir şey..."
Babası, gazeteyi 10 santim indirmiş o zaman aşağı;
- "Neymiş o bakalım?"
-"Baba, seni seviyorum. Bunu bilmeni istedim." Tommy, gülümsedi, arkasını anlatırken... Babasının elinden yere düşmüş gazete... Hayatında hiç yapmadığı iki şeyi yapmış. Tommy'ye sarılmış ve ağlamış... Sabaha kadar konuşmuşlar. Babası, ertesi sabah işe gitmek zorunda olduğu halde...
"Annem ve kardeşimle daha kolay oldu" diye devam etti Tommy... "Onlar da bana sarılıp ağladılar. Yıllardır bana söylemedikleri, söyleyemedikleri şeyleri anlattılar. Bütün bunları yapmak için bu kadar geç kalmış olmama üzüldüm sadece...
Ölümün gölgesi üzerime düşünce; kalbimi açıyordum, bana, aslında çok daha yakın olması gereken insanlara..." Nefes aldı Tommy..." Bir gün baktım, Tanrı, orada... Hemen yanı başımda duruyor... Ona yalvardığım zaman, bana gelmemişti. Onun kendi programı vardı, kendi bildiği gibi yapıyordu. Gerçek olan şu ki, haklıydın... Ben, onu aramaktan vazgeçtiğim halde, gelip, beni bulmuştu."
- "Tommy" dedim. "Sandığından çok önemli şeyler söylüyorsun, tüm insanlığa... Sen, Tanrı'yı bulmanın en emin yolunu anlatıyorsun. Onu, sadece kendine ayırmak, sadece ihtiyaç duyunca aramak işe yaramaz... Ama hayatını sevgiye açarsan o, gelir seni bulur. Bunu anlatıyorsun farkında mısın?" Devam ettim; "Tommy, bana bir iyilik yapar mısın, bunları gelip sınıfımda da anlatabilir misin?"

Bir gün tespit ettik. Ama Tommy gelemedi o gün... Ölümle hayatı sona ermemişti tabii... Şekil değiştirmiş, büyük bir adım atmıştı sadece... İnanmaktan, görmeye geçmişti... Ölümünden önce son bir defa konuşmuştuk.
-"Söz verdiğim derse gelemeyeceğim, halsiz ve bitkinim hocam" demişti..
-"Anlıyorum Tommy !"
-"Benim yerime onlara sen anlatır mısın hocam, sen anlatır mısın?
Herkese, bütün dünyaya, benim için anlatır mısın?"
-"Anlatırım Tommy" dedim. "Anlatırım, merak etme!"

İnsanlara; "Seni seviyorum" demek için, ölümü beklemenize gerek yok, şimdi, hemen şimdi başlayabilirsiniz... Başlayın ki, hayatınız güzelleşsin, zenginleşsin..

Hem, şimdi başlamazsanız, belki de hiç söyleme şansınız olmayabilir...
Kullanıcı avatarı
arfmaruf
 
Mesajlar: 41
Kayıt: 17-03-2007 01:00:00


Dön Serbest Makam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron