[Köşe Yazısı] Tûhup'tan Ayrılış

[Köşe Yazısı] Tûhup'tan Ayrılış

Mesajgönderen yesillili » 20-05-2007 08:23:01

Oğlu Haci Mehmed Nusaybin’de kendileri için çok güzel bir ev hazırlamıştı. İçi aydınlık, badanalı ve tertemiz bir evdi. Elektriği de vardı. Fakat her taşında yüzlerce hatıra saklı olan baba ocağını ve kendi elleriyle yaptıkları evlerini bırakmak kolay değildi. Tuhup’lu Hacı Yusuf’tan söz ediyoruz. Ne çare ki, artık ok yaydan çıkmış, istenmeyen bir hedefe doğru yol almaktaydı. Odunlarını, fazla eşyasını ve katırını satan Haci Yusuf ve eşi Heci Hezna’ya Nusaybin’in yolu gözükmüştü. Dışardan bakanlara göre Haci Yusuf’un evinde o günlerde bir sevinç havası vardı. Ne de olsa hasret bitiyor, her kes gibi onlar da çocuklarına kavuşuyorlardı. Fakat gerçekte meçhul bir matem evin her tarafını sarmıştı.

Sıradan bir gün gibiydi o gün. Kıble Dağının ufuklarındaki bulutlar batıya doğru hızla ilerliyordu. Bulutların arkasında nazlanan güneş Vaviya Dağının zirvelerini okşamaktaydı. Karşı dağın tepesindeki dut ağacı sert rüzgâra karşı bir o yana, bir bu yana sallanarak yaşam mücadelesi veriyordu. Kuzeydeki Kil Dağı tüm haşmetiyle köyü selamlıyordu. Ancak sabahın erken saatlerinde öten köy horozları o gün bir başka ötmüşlerdi sanki. Köyün aşağısındaki bahçede göğe yükselmiş dut ve ceviz ağaçları, yamaçlardaki kavaklar biraz eğilmiş gibi duruyorlardı o gün. Kuzuların melemesinde, koyunların bağrışmasında, hoşhoşların havlamasında, katırın kişnemesinde bile o gün bir tuhaflık vardı sanki.

O gün erken kalkanlar Haci Yusuf’un evinin çevresinde ciddi bir telaş gördüler. Komşular toplanmışlar, kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Haci Yusuf bir kenarda oturmuş, sinema şeridi gibi gözünün önünden geçen 73 yıllık hayatının filmini izler gibiydi. Alımé, Gofé Keçka, Tuhuba Harab, Bénder Ammer, Kümülbüllé, Güheré Xalıd, Kerrıké, Mextelé, Serhad illeri, Zozana, Suriye ve Tuhup Köyü... Bütün buralarda geçen zorlu hayat filmini izliyor gibiydi. Eşi Heci Hezna dalgalara kapılmış bir kayık misali, ne yapacağını bilmez bir eda ile sağa sola bakınıp duruyordu. O gün başka bir gündü. Doğru ya, o gün Köy’den bir göç daha vardı. Haci Yusuf 73 yıldır yaşadığı köyünden ayrılıyordu.

Yıl 1984; aylardan Şubat. Nusaybin’deki çocukları bir kamyonla köyün meydanına dayanmışlardı. Hazırlıklar tamamdı, eşya taşınmaya başladı bile. Konu komşu her kes taşıma işine yardımcı oluyordu. Eşya dediğin neydi ki? Hep yükte ağır, paha da hafif şeylerdi. Kamyon hareket etmek üzere... Haci Yusuf ve Haci Hazna bir ömür beraber oldukları komşuları ve akrabalarıyla vedalaşacaklardı. Haci Şeyho, eşi Haci Hafso, Haci Hasan, eşi Hasina, Haci Hayri ve eşi Süheyla abla... Ve daha birçok akraba ve komşular, bu iki genç ihtiyarı uğurlamak için köy meydanında bekleşiyorlardı.

Ağlayanlar, sızlayanlar, “Haci, bizi bırakıp nereye gidiyorsun?” diye mırıldananlar... Yaşlılar, çocuklar, gençler, kızlar, gelinler hepsi lâl kesilmişlerdi. Ayrılık dakikalarının acısı bir bulut ağırlığıyla her kesin üstüne çökmüş, bilinmez bir sıkıntı, belirsiz bir hıçkırık boğazlarda düğümlenmişti. Haci Yusuf komşularına yönelip “Allah’a ısmarladık” derken, yılların bıraktığı hatıra izleri de birer çizgi halinde alnında ortaya çıkıyordu. Fakat o metindi, hüngür hüngür ağlamak istediği halde hayatında hep acısını içine gömebilmeyi öğrenmiş, kimseler üzülmesin diye hiç yüksek sesle ağlamamıştı. Komşulara birer birer “Hakkınızı helal edin” derken kalbin derinliklerinden gelen coşkun bir hüzün dalgası yüzüne çarpmış, ama o yine de kendini tutabilmişti.

Ağlamasa da sıkıntılı olduğu her halinden belliydi. Gözleri yorgun, omuzları çöküktü. Dokunsan ağlayacak gibiydi. Eşi Haci Hazna ise sürekli gözyaşlarını silmekten doğru dürüst bir şeyler söyleyemiyordu. Baba ocağına, bağlarına, bahçelerine ve köylerine veda ediyorlardı. Onlar için Tuhup Köyü, cazibesiyle insanları kendine çeken süslü bir gelin iken, şimdi bakanları içine çeken bir uçuruma dönmek üzereydi. Nihayet helalleşme faslı bitmiş, Haci Yusuf cebindeki evin anahtarlarını yeğeni Haci Hayri’ye vermek için ona doğru yönelmişti. Fakat bir türlü eli cebine varmıyordu. Çünkü Haci Hayri’ye anahtarları vermek demek kati bir yakin ile köyden ayrılmak anlamına geliyordu.

Anahtar... Çok sihirli bir sözcük... Anahtar gibi sözler var, her biri bir muammayı çözer. Anahtar gibi adamlar var, her biri bir çağı açar. Âlimler öğrencilerine hep anahtar kelimeler öğretirler. Sonra onlar o sözcüklerle ilmin hazinelerini açarlar. Camileri ve kumarhaneleri açan anahtarlar birbirinden ne kadar uzaktırlar. Biri diğerine benzer ama araları cennet ile nâr’ın arası kadardır. Kütüphanene de helâ da benzer anahtarla açılır. Ya Kâbe’nin anahtarları? Onları taşıyanlar tarihte hep şerefyâb oldular.

Haci Yusuf’un elindeki anahtarlardan biri vardı ki, o çok manidardı. Bizzat kendisinin amele olarak çalıştığı ve büyük bir emekle Arapça tahsili için yaptırdığı Hücre’nin (medresenin) anahtarıydı. Dile kolay, tam on yıl bu hücrede, bir zaman Yeşilli’nin de imamlığını yapan oğlu Melle Ahmed yüzlerce talebeye ders vermiş, kendisi de her gün sabahın erken saatlerinde sobalarını yakmış, yemeklerini hazırlamıştı. Bu açıdan Hücre’nin anahtarı onun nazarında kutsal bir emanet gibiydi. Yemin ederim Haci Yusuf onu Köşk’ün anahtarına değişmezdi.

Buğulu gözlerle son bir kez yeğeni Haci Hayri’ye bakmak istedi, ama gözünü ondan ayırdı, bakamadı; onun da gözleri dolmuş, gözyaşlarını siliyordu. Son bir cesaretle elini cebine soktu; birbirine bezden iple bağlanmış, biri demir, ötekisi tahta iki anahtar çıkarıp Haci Hayri’ye uzattı. Sanki o anahtarları birbirine bağlayan düğümde Haci Yusuf ile eşinin sadece kalpleri değil, yetmiş yıllık hayatları da saklı gibiydi. “Oğlum buralar sana emanet” diyecekti ki, diyemedi. Ve o anda Haci Yusuf metanetini bozdu. O güne kadar görülmemiş bir şekilde hüngür hüngür ağlamaya başladı. Sahipsiz bıraktığı baba evine, talebelerin hücresine, mezruna üzüm bağına, Nıkarate’de ve Adye’deki bahçelerine, meyvaya durmak üzere olan incir, nar ve badem fidanlarına, selviler gibi göğe yükselmiş palamut ağaçlarına, kim bilir belki de köyün kendisinden sonra ne hale geleceğini görmüş de ona ağlıyordu.

Haci Yusuf ve eşi, hareket eden kamyonun içnde Kalendera (Uzunköy) Köyü’nü dönerken son bir kez daha buğulu gözlerle Tuhup Köyüne umutsuzca baktılar. Bu satırların yazıldığı sıralarda (Haziran, 1985) Haci Yusuf ve eşi yeni mekânlarına alışmaya çalışıyorlar. Ancak bıktırıcı ve bir o kadar yorucu olan kent hayatına bir türlü alışamadılar. Artık köye dönmeleri de imkânsız. Yılların yıpratamadığı bu genç ihtiyarları kent hayatı öyle bir çökertti ki... Hastalıksız geçen günleri hemen hemen yok gibi. Allah onlara sağlık ve selamet versin.

Bir daha Köy’e dönmeyen Haci Hazna şeker teşhisinden sonra yedi yıl yaşadı. 26 Mayıs 1990’da 69 yaşında vefat etti. Haci Yusuf ise eşinin vefatından sonra dünyaya ait hiçbir işle meşgul olmadı. Taziye için üç-dört kez Köy’e gittiyse de her seferinde viran olmuş metruk bağ ve bahçelerle karşılaştığı için bir daha gitmemeye karar verdi. Haftada üç hatim indirmek suretiyle zamanı hep Kur’an okumakla geçiyordu. 16 Kasım 2004 yılı Ramazan Bayramının üçüncü gününde vefat etti. Allah rahmet eylesin.

Prof. Dr. Musa Kazım Yılmaz
Kullanıcı avatarı
yesillili
Admin
Admin
 
Mesajlar: 864
Kayıt: 04-09-2005 00:00:00

Mesajgönderen yesillili » 20-07-2007 16:43:01

Misafir yazdı:bu yazi icin tesekkurler oralari bize yasattiniz sanki okuyunca

Welat CAKMAK



Misafir yazdı:köken birliğine gitmek zorunda olduğumuz topraklardır bu topraklar bir taşı kaldırsan bin hikaye anlatır daha güzel köşeler yapmanız dileğiyle beğendiğimi söyleyemem



Misafir yazdı:Guzel devamini eillleriz.



Misafir yazdı:sizi ve yazılarınızı takip ediyorum güzel



Misafir yazdı:Anadolu insanının dıramını ve sosyal yapısını duru ve tabii bir dille dile gitirmişsiniz. Viran olmuş onca kâşenelerden birini resmetimşsiniz Sizi tebrik ederim. Bu insalların maküstalihi inşallah bir gün değişir, ne yurtlar ne yuvalar viran olur; her can arâm ettiği beldede yaşar. Tekrar Tebrikler Hocam!
İsmi mechül
Kullanıcı avatarı
yesillili
Admin
Admin
 
Mesajlar: 864
Kayıt: 04-09-2005 00:00:00


Dön Köşe Yazıları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron