Dünyada Dini, Siyasi ve Stratejik Oyunlar ve Oyuncular....

Dünyada olagelen önemli gelişmeleri ve etkilerini yazabilirsiniz!....

Dünyada Dini, Siyasi ve Stratejik Oyunlar ve Oyuncular....

Mesajgönderen murad » 05-03-2007 16:02:38

İbrahim Karagül ün yazısı...
Türkiye'deki 28 Şubat'ın benzerlerinin hemen aynı zaman dilimleri içinde Fas'tan Endonezya'ya kadar bu dünyanın öncü ülkelerinde uygulanması her ülkenin iç siyasi ve sosyal şartlarıyla açıklanamaz...

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t ... himKaragul
01/03/2007

28 ŞUBAT-11 EYLÜL BAĞLANTISI
28 Şubat 1997'deki Milli Güvenlik Kurulu toplantısından bu yana tam 10 yıl geçti. Söz konusu müdahalenin 4. yılına denk gelen Şubat 2001'de Ümran dergisinin hazırladığı “28 Şubat Özel Sayısı”na yazdığım “İslam'ın Meydan Okuyuşu ve Küresel Tasfiye” başlıklı yazıyı bir kez daha okudum. Yani henüz 11 Eylül saldırısı olmadan. ABD henüz dünyanın büyük bölümüne savaş açmadan. Afganistan işgal edilmeden. Terörle mücadele savaşı başlatılmadan. “İslam tehdidi” gerekçesiyle dünya genelinde olağanüstü hal ilan edilmeden.

O zaman da bugünkü yazılar yayınlanıyor, tartışmalar yapılıyordu. O zaman da “müdahale” sadece Türkiye'deki iç iktidar çekişmeleriyle sınırlı olarak ele alınıyordu. Tartışmalar, bu iktidar mücadelesinin Osmanlı'dan günümüze kadar izlediği seyrini bile hatırlatmaktan acizdi. Güncel gelişmelerle, belli figürler üzerinden tartışıldı hep. Ama nedense 28 Şubat aktörlerinin uluslararası sistem tarafından neden ödüllendirildiği, neden bu sürecin yeni küresel eğilimlerle bu denli iç içe olduğu sorgulanamadı. ABD'nin Türkiye'deki askeri darbe süreçlerine verdiği geleneksel desteğe atıfta bulunulurken, Türkiye'de uygulanan bu rafine müdahalenin Türkiye'nin ve dünyanın yeni şekillendirilmesinde nasıl bir ön adım olduğu algılanamadı.

Şimdilerde pek kimse ciddiye almaz ama ben yine de, Anglo-Amerikan cephenin yeni İslam algısına ilişkin örnekler hatırlatayım da, 28 Şubat'ı olgunlaştıran atmosferi tekrar yaşayalım:

“Varşova Paktı'nın çökmesinden sonra fundamentalist İslam tehdidi büyüyor. Ancak Batı, komünizmi kuşattığı gibi bu tehdidi de kuşatmayı bilecektir.” (Sunday Times. 10 Temmuz 1990) “İslam fundamentalizmi en az komünizm kadar tehlikeli. Bunu hafife almayın” (Willy Cleas, NATO eski Genel Sekreteri). “Fundamentalizm tehdidi bugün yüz yüze bulunduğumuz en büyük tehditlerden biridir.” (Helmut Kohl) “İslam fundamentalizmi, Nazizm kadar tehlikelidir.” Fransa Savunma Bakanı Francois Letord) NATO'dan sıradan bir Afrika ülkesine kadar her ülkede çok sayıda liderin benzer açıklamalarını hatırlatmaya gerek yok.

O yazıda bu süreci “Küresel Haçlı Seferi” olarak tanımlamış, dünya ölçeğinde tasfiye operasyonları yaşandığını, ileride bu savaşın farklı boyutlarını göreceğimizi belirterek, bugün yaşadığımız dünyaya ilişkin çok önemli perspektifler sunmuştum. Bu yeni dalga ile İslam, kaynaklar ve iktidar mücadeleleri arasındaki ilişkiye dikkat çektim. Maalesef, endişelerimin ve uyarılarımın hepsi bugün yaşanıyor. Bu yazıdan 7 ay sonra 11 Eylül saldırıları oldu ve sözünü eteğim dalga açık savaş dönüştürüldü. Mesela;

“Küresel Haçlı Savaşı'nın muhatabı sadece marjinal gruplar, silahlı hareketler ve sistem dışı güçler olmadı. En ılımlı Müslüman topluluklar bile hedef tahtasına konuldu. İslam'ın hayatın bütün safhalarından çıkarılması hedeflendi. Müslüman ülkelerin hiç birinde sistemle uzlaşmak isteyen Müslüman oluşumlara izin verilmedi. Ne iktidar, ne kaynak, onlarla hiçbir şey paylaşılmadı. İslam coğrafyasındaki pilot ülkelere “İslam'la mücadele projeleri” sunuldu. Sadece Türkiye'nin değil, her ülkenin 28 Şubat'ı var. Türkiye'deki 28 Şubat'ın benzerlerinin hemen aynı zaman dilimleri içinde Fas'tan Endonezya'ya kadar bu dünyanın öncü ülkelerinde uygulanması her ülkenin iç siyasi ve sosyal şartlarıyla açıklanamaz. Bütün bunlar İslam'a karşı yürütülen Haçlı Savaşı'nın birer uzantılarıdır….”

Türkiye'nin bu aşamadan sonra “İslam'la mücadele tecrübesi” ihraç etmeye başladığını belirttiğim söz konusu yazı şu cümlelerle bitiyor: “28 Şubat'ı, etkileri ve sonuçlarıyla uluslararası düzeyde İslam'a karşı yürütülen kampanyanın etki ve sonuçlarını karşılaştırdıktan sonra, Türkiye'de uygulanan süreci ne kadar bağımsız ve yerli görebiliriz? İslam'ın meydan okuyuşu sürdükçe, bu Küresel Haçlı Savaşı da devam edecektir.”

On yıl sonra bugünün dünyasına bakalım. Savaşların, işgallerin, talanın yanısıra 'Yeryüzünün Orta Kuşağı'nı oluşturan Müslüman coğrafya Batı'nın 21. yüzyıl hedefleri için ehlileştiriliyor, dönüştürülüyor, direnç merkezleri tasfiye ediliyor. 1996'lardaki ABD, İngiltere, İsrail, Türkiye, Ürdün, Mısır'ın oluşturduğu eksen tarafından planlanan yeni Ortadoğu şimdi dizayn ediliyor. Hep birlikte karşı koyduğumuz bu insafsız sürecin ilk adımlarının Türkiye'de atıldığını, öncelikle Türkiye'nin hizaya getirildiğini hala algılayamadık.

Birileri bu ülkede küçük hesaplar peşinde koşarken birileri hem Türkiye'yi hem de İslam dünyasını dizayn etmeye devam ediyordu. Bizim aklı evveller, bu uluslararası bağlantıyı kavrayamadıkları, hazırlanan “küresel 28 Şubat”ı algılayamadıkları için sürece mahalle kavgalarıyla geçiştirdi. Şimdilerde Büyük Ortadoğu Projesi, Ilımlı İslam, Ilımlılar İttifakı, demokrasi projeleri gibi paketlerle süreç işlemeye devam ediyor. Ne yazık ki, sürece destek verenler, üzerinde yaşadıkları ülkelerin bile nasıl tartışmalı hale getirildiğini anlamaktan hala acizler. Onlar ülkeyi kurtardıklarını sanıyorlar!

28 Şubat bir ABD-İngiliz-İsrail projesiydi ve başarıyla uygulandı. Figüranları değil gerçek aktörleri hatırlayalım ve bu aktörlerin bugün bu topraklarda ve yakın çevremizde neler yaptıklarını bir kez daha okuyalım.
Kullanıcı avatarı
murad
 
Mesajlar: 186
Kayıt: 22-06-2006 00:00:00
Konum: Almanya

Mesajgönderen murad » 21-05-2007 00:34:10

Petrol yoksa çikartma ruhsati neden vermiyorsunuz???

Degerli okurlar,geçenlerde Türkiye-Suriye sinirinda uydu verilerine göre petrol denizi oldugu iddiasini yazmistim. Yazi sonrasinda Silopi de madencilik yapan Besir aradi.
Yazacaklarimi lütfen iyi okuyun!...
Besir telefonda .. "Vedat bey, gelin Silopi'de Cudi eteklerinesizi götüreyim de petrolü kendi gözünüzle görün!.."diyerek feryat ediyordu.
"Nasil yani!.." diye sordugumda anlatmaya basladi.. "Bizailedenmadenciyiz. Irak sinirinda yaklasik 300 km ya da bir baska deyisle yaklasik 150 milyon ton asfaltit madeni buldum.. Bu madeni bir süreresmi olarak islettikten sonra devlet 1978 yilinda kamulastiriyoruz"diyerek el koydu.Rezervin de 50 milyon ton oldugu iddia edildi. Mademasfaltit recervi az, neden el koyuyorsunuz. Dünyanin neresine giderseniz gidin asfaltit maddesi bulunan her yerin altinda petrol vardir.Silopi 'nin alti da petrol denizidir. Yaz aylarinda etraftaki ocaklardan resmen petrol akar ve Hezil çayina karisir. Gelin görün! Sadece petrol degil, burada çok zengin uranyum Ve nikel madeni de var"
Nereden biliyorsunuz?" "Türkiye'deki analizlere güvenmedigim için madenin her tarafindan örnekleralarak Almanya'ya bizzat götürdüm ve analiz yaptirdim. Raporlari gönderdim size (Sonuçlar elimde Yatagan ve Tunçbilek''e göre iki misli rakamlar var) dünyanin en önemli uranyum madenlerinden birisi buradadir ve aktif haldedir.
Besir'in anlatacak o kadar çok seyi var ki makineli tüfek gibi art arda siraliyor.Ben de zaman zaman araya girip soru soruyorum-Petrol oldugunu nereden biliyorsunuz? "Bu bölgede Ingilizler 1967-87de petrol aramislar.Açilan kuyulardan gökyüzüne dogru 100 metre kadar petrol fiskirmis. Ardindan kapatmislar ve betonlamislar. Benim madenimin yaninda da bu kuyudan var ve vanasini gelin birlikte açalim, eger beton ve civa basip tikamadilarsa bakalim ne kadar petrol fiskiracak.
Dönemin köylüleri arasinda hâlâ yasayan görgü taniklari var ve petrolün 100 metre kadar fiskirdigini görenler var."Besir konustukça pür dikkat dinlemeye devam ediyorum.."
Vedat bey, asfaltit maddesi olan her yerde petrol vardir. Eger petrol yoksa bana neden petrol çikartma ruhsati vermiyorlar? Musul ve Kerkük'ün rakimi 80-100 metre civarindadir. Cudi Dagi'ndaki petrolümüz resmen Irak'a dogru akiyor ve basta Ingilizler ve ABD bunu biliyor.."
Besir bugünlerde Silopi' ye bile zor gider hale gelmis. Devlet kamulastirilacak diye el koydugu madeni simdi Turgay Ciner'in sahibi oldugu Park Holding'e devretmis. Durum böyle olunca, besir de dava üstüne dava açmis ve yürütmeyi durdurma karari aldirmis.
Eger tekrar el konulursa AIHM''ye basvuracakmis. Kisacasi madeninin pesini birakmiyor ama artik bölgedeki asiret agalari da onun pesini birakmaz hale getirilmis.. Bütün dava tutanaklari elimde okudukça dehsete kapiliyorum.Simdi siki durun... Besir Basbakan Tayyip Erdogan'a bu durum üzerine basvurmus ve dilekçe vermis dilekçede aynen söyle yaziyor.. "Bürokrasi ve çeteler milletin hak ve hukukunu aramaktan bezdirmistir.
Televizyonda ve basindaki konusmalarinizda "hortumcu çetelerin ve bürokrasinin üstüne gidilecektir" diyorsunuz Millet buna çok seviniyor.
25 yildir gasp edilen madenimiz çete ve bürokratlarin, anayasa, kanunlarve insan haklari hiçe sayilarak ihale yolu ile peskes çekiliyor.Allah'a ve sizin yüksek adaletinize siginiyorum." Besir devlet tarafindan el konulan mallarini ve bunun karsiliginda devletin verdigi parayi yaziya eklemis..

1- 35 km yol yaptim.

2- 500 bin ton hazir çikarilmis kömürüm var.

3- 3,5 milyon metreküp hafriyat yapilmis.

4- Mazot tanklari.

5- Dinamit ambari.

6- Kantar ve kantar binasi.

Resmi olarak bana ait olan ve vergisini ödedigi madenimde Bugüne kadar yaptigim isler ve halen bulunan demirbas ve çikarilmis maden içinde 5.800.800 TL. (Buna resmen gasp ve devlet terörü denir!)
Besir Basbakan Erdogan'a yazdigi dilekçede devam ediyor.

"Bu para halen bankada duruyor. Buna ragmen Türkiye Kömür Isletmeleri ihaleyi adamlarina ve hortumculara peskes çekiyor" Besir'in bu basvurusuna Basbakan Erdogan bugüne kadar cevap vermemis.
Besir 'dan al ve ABD baglantili sirketlere ver.Uranyum konusu da bir baska skandal. Güneydogu resmen petrol denizi üzerinde ve Türkiye ABD Firmalarinin pesinde "bize petrol bul" diye yalvariyor...
Iddialar devam ediyor: 6 mühendisin kafalari kesildi.TPIK diye Türkiye Petrolleri'nin kurdugu bir kurum yurt disina petrol arama islerine giriyor ve bugüne kadar milyar dolar zarar ediyor. Besir Yilmaz diyor ki "Kimin hain kimin isbirlikçi oldugunu anlamak cok kolay! Eger bölgede petrol yok ise neden bana petrol çikartma ruhsati verilmiyor. Ruhsat verin 800 metreden petrolü çikartmazsam ben bu ülkeyi terk ederim. MTA yillar önce

sondaj yapti 480 metrede su bulundu ve ardindan delici aletin ucu kirildigi için sondaja son verildi.
Herkes bilir sudan sonra petrol gelir. Biz yerli teknoloji ile 1200 metreye kadar sondaj yapabiliriz kimseye ihtiyacimiz yok. Izni versinler siz görün petrol nasil fiskiracak..
"Bu görüsmemizden bir gün sonra Besir tekrar aradi ve Soma'da görevli bir mühendis ile görüsmemi isteyerek telefon numarasini verdi. Adini burada yazmak istemiyor.
Mühendis ile görüsmemde daha da çarpici gerçekler çikti ortaya.
Alti ay kadar önce Cudi daglari eteklerinde bulanan 6 insan iskeletinin ne oldugunu bilip bilmedigimi sordu.

Ben de "bilmiyorum" dedim.

Mühendis ekledi "Bu iskeletler 18 yil önce Cudi Dagi'nda kaybolan 6
Türk petrol mühendisinin iskeletleri. Kafalari kesilerek öldürülmüs.." Dondum kaldim.Ne diyeyim. Kendisi de mühendis oldugu için yalan söylemiyordur diye düsündüm..

Ardindan devam etti..
"Vedat bey Türkiye maden bakimindan dünyanin en zengin ülkesi. Siz Odemis yakinlarindaki Bozdag'in dünyanin en büyük altin rezervi olan daglarindan biri oldugunu biliyor musunuz? Ama bu madenleri kimse çikaramaz. Hatta bu konunun üzerine giden gazeteciler öldürüldü.
Ugur Mumcu ve Çetin Emeç'in öldürülmeden kisa bir süre önce bu madenler üzerine gittigini biliyorsunuz her halde...

" Ilgiyle dinledim. O kadar çarpici seyler anlatti ki, yazmaya sayfalar yetmez. Iddialarin hepsinin belgeli oldugunu söyleyen bu mühendis,gazete ve televizyon kanallarinda hiçbir gazetecinin bu yönde bir haber yapamadigini ve milletin resmen uyutuldugunu örneklerle anlatti.
Besir e son sözüm

" Bana anlattiklarinizi Genelkurmay''a anlatiniz mi?
Aldigim cevap da aynen söyle.." Vedat bey her seyi belgeleriyle birlikte bir kaç kez askeri büyüklerimize anlattim ama bugüne kadar bir arpa boyu ilerleme kaydedemedik!"..
Ne diyeyim, bu milleti korumaya yemin etmis olanlar utansin!.. Son sözüm: "AB ve ABD , PKK''yi bosu bosuna özellikle bu bölgede güçlendirip milletin basina bela etmedi. Bölgeye gelecek baris ortami Türkiye''yi ekonomik olarak uçuracak gelismelere gebedir!.." alinti
Kullanıcı avatarı
murad
 
Mesajlar: 186
Kayıt: 22-06-2006 00:00:00
Konum: Almanya

Siyasi veya Stratejik Yazılar...

Mesajgönderen murad » 26-05-2007 00:15:28

20 ülke istihbarati tefsir yazacak

ABD’nin Florida eyaletinin St. Petersburg kentinde 4–7 Mart tarihleri arasInda çok önemli iki önemli toplanti gerçeklesti. Toplantilardan birinde 20 ülkenin istihbarati biraraya geldi.
Biri 4–5 Mart tarihleri arasinda entelektüeller arasinda yapilan bir toplandi idi. Digeri ise yine ayni yerde 5–7 Mart tarihleri arasinda 20 ülkenin istihbarati arasinda yapilan toplantiydi. Her iki toplant da “Secular Islam Summit / Seküler islam Zirvesi” adi altinda gerçeklesti.
Toplantiyi düzenleyen en bariz kisilerden biri ABD’deki Irak savasini baslatanlardan olarak bilinen neo-con düsünce ekolünün önde gelen iran uzmani Michael Ledeen idi. “Dördüncü Dünya Savasi" ifadesini ilk kez kullanan uzmanlardan olan Michael Ledeen, American Enterprise Institute / Amerikan Girisim Enstitüsü’nde uzman olarak da çalisiyor.

Her iki toplantida tartisilan ana basliklar "Kur’an’in tenkidine duyulan acil ehemmiyet, Modern islam, Modern üslup çerçevesinde Kur’an-i Kerim’in yeniden tefsiri, Kur’an’in sekülerlestirilmesi, Cihad, Hilafet, sii-Sünni çatismasi Radikalizm ile Mücadele ve islam dünyasinda ifade özgürlügü"ydü



Toplantida istihbarat birimlerinin önümüzdeki günlerde modern dünyaya ve batiya hitap eden Kur'an mealleri ve tefsir çalismalarini yogunlastirma konusunda görüs birligine vardiklari belirtiliyor.

CENABI HAK MUVAFFAK ETMESIN
Kullanıcı avatarı
murad
 
Mesajlar: 186
Kayıt: 22-06-2006 00:00:00
Konum: Almanya

HEP IYI NIYETTEN; BU;DA OLACAKTI?

Mesajgönderen murad » 21-07-2007 20:38:24

Diyalogdan düğüne
Sosyoloji profesörü Hıristiyan Lester Kurtz ile gazeteci Müslüman Meryem Kurtz'un nikahları, Urfa'da İbrahim Camii'nde müftü, haham ve papazın huzurunda kıyıldı.

Lester Kurtz ve Mariam (Meryem) Kurtz, Şanlıurfa'daki Dinlerarası Diyalog Sempozyumu'nun en ilginç konuklarıydı. Biri Teksas'tan yani Amerikalı, diğeri Darussalem yani Tanzanya'dan. Biri beyaz, diğeri ise siyahi. Biri metodist protestan bir ailede büyüyüp Quaker olarak hayatını sürdürüyor, diğeri ise Müslüman. Biri Teksas Üniversitesi'nde sosyoloji profesörü, diğeri ise gazeteci. Onları bir araya getiren bundan bir yıl önce Prof. Lester Kurtz'un Afrika'da katıldığı bir konferans olmuş. Konferansı bir gazeteci olarak takip eden siyahi gazeteci Meryem, Lester ile uzun bir tartışmaya dalmış ve bir hafta sonra kendilerini evlilik sürecinde bulmuşlar. Amerika'ya yerleşip resmi nikahlarını yapmışlar ve tam bir yıldır dini nikah kıymak için beklemişler. İşte bu bekleyişi nihayet önceki gün Urfa'da İbrahim Camii'nde müftünün huzurunda kıydıkları nikahla nihayete erdirdiler.

Hz. İbrahim'in mekanında

Haham, papapaz ve müftünün huzurunda kendisini kelime–i şehadet getirerek 'hem Hıristiyan, hem de Müslüman' ilan eden ve aynen çifte vatandaşlıkta olduğu gibi çifte dinli olmak istediğini ve Meryem ile evlenerek geçmişinde sahip olduğu Hıristiyan kültürle İslam kültürünü meczetmek istediğini belirten Lester, 'Quaker olduğum için herhangi bir Hıristiyan doktrinine bağlı hissetmiyordum kendimi, dolayısı ile İslamiyet'in güzellikleri ile geçmişimdeki Hıristiyanlıktan kaynaklanan güzellikler arasında bir tezat görmüyorum ve iki dinin güzelliklerini İbrahim Peygamber'in mekanında Musevi dostlarımın da duaları ile Meryem'le birlikte dini nikah kıyarak sürdürmek istiyorum' dedi. Gözleri dolu bir biçimde bu anı beklediğini belirten Meryem ise Lester'in geçen yıl bir ay oruç tuttuğunu, Ramazan boyunca beş vakit namaz kıldığını, birlikte Hıristiyan bayramlarını da kutladıklarını; fakat İslami usullerle nikah kıymayı hep arzuladıklarını vurguladı. Üç dinin duaları ile salavatlar eşliğinde gerçekleşen nikah merasimi, katılımcıları derin ve anlamlı düşüncelere sevk etti.

Hem Hıristiyan hem de Müslüman

Diyaloğun bir başka göstergesi ise Lester ile Meryem'in nikahlarıydı; haham, papaz ve müftünün huzurunda kelime-i şehadet getiren Lester kendisini, 'hem Hıristiyan, hem de Müslüman' ilan etti. BU KADAR CALISMANIN BIRAZ;DA FAYDASI OLSUN DEGILMI:
Kullanıcı avatarı
murad
 
Mesajlar: 186
Kayıt: 22-06-2006 00:00:00
Konum: Almanya

Mesajgönderen Halit » 21-07-2007 23:58:10

murad bu haberden anlamamız gerekn mesajı net olarak kendin izah edebilir misin?

zira önyargıya veya yanlış anlaşılmaya çok açık bir haber... keşke altına yorumunu da yazsaydın.

*Mesela oradaki dialog'dan kastın medeniyetler arası dialog mu?
*mesela oradaki figuranlar sıradan iki çapulcu olabilir mi? veya başkalarının emelerine emsal teşkil etmek için tutulmuş piyonlar olabilir mi?


bir kere bir müslüman kadının gayri müslim bir erkekle evlenemsi caiz değildir. bu bir yana iki din veya iki dinin birleştirilmesi gibi saçma bişey olamaz. bir kere itikad farkı var. teslis ile bir Allah inancı aynı olabilir mi?

benim bu mesajı okuyanlaa çağrım şudur: sıradan şarlatanların yaptığı art niyetli şeylere aldanmayalım ve biz kendi inancımızın sağlamlığından şüphe edip başka arayışlara girmeyelim.

Son olarak şunu da belirtmek istiyorum: dinler arası dialog ile medeniyetler arası dialog farklı şeylerdir. bazı insanlar dinler arası dialogun mantıksızlığından bahsederek dünya barışının sağlanmasına yönelik çalışmalara gölge düşürmekteler.

dinlerin kuralları bellidir. kuralları çekmeyle çekiştirmeyle değiştirilen din sağlam bir din değildir. sağlam bir dinin de böyle şeylerle alakası yoktur. fakat medeniyetler arasında hoşgörü ve saygı esasına dayalı barış çabaları din adamlarınca yapılsa bile din bazlı değildir.
Kullanıcı avatarı
Halit
 
Mesajlar: 143
Kayıt: 05-09-2005 00:00:00
Konum: Yeşilli


Dön Dünyadan Haberler & Konuşulası-Tartışılası Konular...

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron